Bir feminist olarak, feminist arkadaşlarıma ve kadın mücadelesi yürüten arkadaşlarıma bir hatırlatma yapmak istiyorum.
Afganistanlı kadınların ve kız çocuklarının yaşadıklarını gördükçe, aklıma hep Sharon Smith’in Kadınlar ve Sosyalizm kitabı gelir.
Smith, bize bu acının yalnızca yerel bir "gericilik" sorunu olmadığını; kadınları içeride baskılayan yerel dinamikler ile dışarıda onları "kurtarma" vaadiyle pazarlayan emperyalist mekanizmaların birbirini nasıl beslediğini hatırlatır.
17 Kasım 2001’de Laura Bush’un radyodan tüm dünyaya, “Terörle mücadele, aynı zamanda kadınların hakları ve onuru için verilen bir mücadeledir” diye seslenmesi, basit bir temenni değildi elbette . Bu, bir işgalin üzerine yapıştırılan “ahlaki (!) meşruiyet” etiketiydi.
Ne yazık ki dönemin liberal feminist çevreleri, Smith’in “emperyal feminizm” olarak adlandırdığı bu tuzağı göremedi yada görmek istemedi.
Washington’ın jeopolitik ajandasını “kadın dayanışması” sanarak, bombaların kadınları özgürleştirebileceği yanılgısına ortak oldular.
Böylece Afgan kadınları, kendi kurtuluş mücadelelerinin öznesi olmaktan çıkarılıp, Batılı devletlerin “kurtarıcı” rolünü parlatan birer nesneye dönüştürüldü.
Toplumsal cinsiyet rejimini sınıf ve devlet şiddetiyle birlikte okuyan bir yerden bakınca mesele daha çıplak bence :
Altyapısı, okulları ve hastaneleri bombalanmış; toplumsal dokusu militarizmle parçalanmış bir coğrafyada özgürleşme “yukarıdan” ve “silahla” ihraç edilemez.
Emperyalizm gittiği yere hak veya demokrasi değil; güvenlik rejimleri, şiddet sarmalı ve istikrarsızlık götürür. “Kurtarma” adı altında yürütülen 20 yıllık işgal, kadınların gündelik hayatını daha güvencesiz kılmış, toplumu militarize ederek köktendinciliğin besleneceği damarları açık tutmuştur.
Bugün Taliban’ın kız çocuklarını eğitimden, kadınları kamusal hayattan sildiği o koyu karanlık, işte bu enkazın üzerinde yükseliyor. Gördüğümüz tablo, sadece bugünün gericiliği değil, yıllarca “kurtarıcılık” diliyle meşrulaştırılan işgalin yarattığı boşluktan doğan bir karşı-tepkidir. Bu yüzden denklem benim için nettir: Ne işgali “kadın hakları” ambalajıyla pazarlayan devlet feminizmine(!), ne de “düzen” diyerek kadınları eve hapseden rejime razıyız.
Feminizm, birbirini besleyen bu iki düşmana aynı anda “hayır” diyebildiği yerde gerçek bir politik güç olur.
Sessiz görünen bir yüz, yüksek bir iç çöküşü saklar. Kırık Kimlik, bastırılan duyguların ve parçalanan benliğin görünür hâlidir. Çatlakların arasında kalan şey ise hâlâ konuşmak isteyen bir iç sestir.
58K Followers 2K Followingişçi kardeşim haklarını öğrenmek, örgütlenmek, mücadele etmek, sorununa çare bulmak istiyorsan bizi ara, dm’den yaz. güven, biz seni yalnız bırakmayız.
48K Followers 922 FollowingLondon depicted by artists past and present. || “By seeing London, I have seen as much of life as the world can show.” Samuel Johnson. Curated by @ja_madden
1.7M Followers 71 FollowingBPT, haber ajanslarından derlediği ve internette yer alan haberleri tarar, araştırır ve doğruluğundan emin olduğu zaman paylaşır. [email protected]