Fleabag bitirdim. Papaz, kadının sürekli kameraya bakıp konuştuğunu fark etti. Kadın da papazın sürekli gördüğü tilkiyi gördü. Sanırım aşk sadece onun tanık olduğu şeylere denk düşmektir.
'Meyhanede içerlerken Süleyman
Kargı Selim'e sormadan Selim'in
sevdiği mezeleri ısmarlıyordu.
Bu davranışın da ne resmi
çekilebilir ne de yazısı yazılabilirdi'
Bir insanı kaybettiğimiz zaman yalnız onu kaybetmeyiz; onunla beraber değişmek imkânını da kaybederiz. Artık bize yeni bir cümle söylemeyecektir. Hakkımızdaki fikrini değiştirmeyecektir. Yıllar sonra bizi başka türlü görmeyecektir. Vaktiyle sorduğumuz bir suale, bugün olsa bambaşka cevap verebilecekken, artık hiçbir cevap vermeyecektir.
Ne kızacaktır. Ne affedecektir. Ne “yanılmışım” diyecektir. Ne de bizim “yanılmışım” deyişimize karşılık verecektir. Ölülerin en korkunç tarafı belki de budur: Bizim zamanımız devam ederken onların zamanı birdenbire tamamlanır.
Drive My Carı düşündüğüm zaman bende kalan asıl duygu buydu: Acının kendisinden ziyade, acının içinden geçen zaman.
İnsan büyük bir felâketin karşısında yalnız kendi hayatının değil, biraz da dünyanın nizamının bozulmasını istiyor...
Gökyüzünün eski maviliğinde kalması, sabahın yine aynı pencereye aynı ışıkla vurması, sokakların yerlerinden kımıldamadan beklemesi, vapurların vaktinde kalkması, insanların bir köşede gülmeleri, kahvelerin açılması, sofraların kurulması ona anlaşılmaz, hatta gizli bir kabalık gibi gelir...
İçimizde bir şey, bir daha eski yerine dönmemek üzere kırılmışken dışarıdaki eşyanın bu korkunç sadakati, dünyanın kendisine karşı işlenmiş bir nevi kabahatidir. Fakat zamanın bizim ıstırabımızla hiçbir anlaşması yoktur.
O, acımızın büyüklüğünü ölçmez; matemimizin başında beklemez; bir cenazenin ardından yürür gibi ağırlaşmaz. Bildiği tek şey devam etmektir. Bazen bir su gibi, bazen karanlıkta işleyen görünmez bir saat gibi, bazen de insanın kendi içinden geçen ve geçtiği her şeyi az çok değiştiren o esrarlı tını gibi…
Bu filmin hikâyesine elbette bir yas hikâyesi diyebiliriz. Fakat Hamaguchi’nin, bu ilk ve kolay görünen tabakanın altında daha sessiz, daha güç bir meseleye dokunduğunu sanıyorum: İnsan, geçmişi artık değişmeyecek bir hâlde karşısında dururken, kendisinin değişmeye devam etmesine nasıl tahammül eder?
Acı eskimez. Biz eskiriz.
Hatıranın bize kurduğu en büyük tuzaklardan biri de budur zaten. Geçmişi sabit zannederiz. Hâlbuki değişen geçmiş değil, ona bakan gözümüzdür.
Geçmiş yerinde durur; fakat biz artık onun ölçülerine sığmayız. Eski benliğimizin kapısından başımızı eğerek geçer, bir zamanlar bütün hayatımızı dolduran şeylere şaşkınlıkla bakarız. Bununla beraber onlardan bütünüyle kurtulamayız da. Çünkü insan, geçtiği zamanı geride bırakmaz; onu kendi içine alarak ilerler.
Drive My Carda zamanın iki ayrı istikamette aktığını düşünmem biraz da bundan.
Bir tarafta yol vardır. Araba durmadan ilerler. Öbür tarafta ise tekrarlanan sözler, geri gelen sesler, ezberlenen cümleler vardır. Araba gider. Çehov geri gelir. Araba gider. Oto’nun sesi geri gelir.
Yol ileriye doğru açılırken zihin, kendi geçmişinin etrafında daireler çizer.
Belki insanın zaman içindeki vaziyeti zaten bundan ibarettir. Vücudumuz hep ileri gider. Ruhumuzsa bazen çok gerilerde, artık hiçbir trenin uğramadığı bir istasyonda, kendisinden ayrıldığımız bir anın yanında beklemeye devam eder.
Vanya Dayının filmin içine girişini bu yüzden yalnız edebî bir tercih, bir tiyatro metninin kullanılması gibi görmüyorum. Çehov beraberinde başka bir zaman getirir.
Çehov’un insanlarında büyük felâketlerden ziyade, geçmiş hayatın ağırlığı vardır. Onlar çoğu zaman felâketin içinde değil, felâketi çoktan yaşamış olmanın ve bunu ancak şimdi anlamanın içinde konuşurlar.
Vanya’nın asıl ıstırabı mutsuz olması değildir. Geç kaldığını anlamasıdır.
Hayatını bir fikre, bir adama, bir nizama vermiş; sonra bir gün, belki hiçbir hususî sebep yokken, başını kaldırmış ve yılların geçmiş olduğunu görmüştür.
Çehov’un insanları bana biraz da bu yüzden zamana yenilmiş insanlar gibi görünür. Onların trajedisi ölümle başlamaz; hayatın bir başka türlü yaşanabileceğini fark ettikleri anda başlar.
“Başka türlü olabilirdi.” İnsanın kendi kendisine söyleyebileceği en zalim cümlelerden biridir bu.
Vanya Dayının insanları da geri gelmeyecek yılların içinde dolaşırlar. Ne geçmişi değiştirebilirler ne de bugünü bütünüyle inkâr edebilirler. Önlerinde hâlâ hayat vardır; fakat o hayatın içinde kaybedilmiş zamanın tortusu da vardır.
Sonunda Sonya konuşur. Sonya “her şey düzelecek” demez. Zaten Çehov’un merhameti böyle ucuz bir teselliye elvermez. Fakat bütünüyle ümitsiz de değildir.
Daha sade, bundan dolayı daha korkunç ve daha hakiki bir şey söyler: Hayat devam edecektir.
Ve sonunda dinleneceğiz…
x.com/dionysoscinema…
@benkirke07 Kastım bu değildi,bizim sevme biçimimizin benzersiz olduğu ve karşı tarafın bunu teptikten sonra Tanpınar'ın ifadesiyle 'bir gün bana dönecekler'minvalinde bir inancı beslememiz..oysa sevgimiz bariz şekilde karşıdan okunmuş görülmüş olsa dahi bir yankı uyandırmayabilir
kendinizi cok rezil hissederseniz az once zaranin katil pantolonuyla dustugumu duserken gotumun acilip tangamin gorundugunu ayaga kalkip giderken de kartligimi dusurdugumu arkadan da bi adamin dusen bayan cuzdanini unuttun diye bagirdigini hatirlayin ve devam edin
2K Followers 1K Followinggeceyi katladım
kat yerlerinden
sustuklarım döküldü.
Kalbim,
bir kuşun kanadında unuttuğu ağırlık.
Ne yere inebiliyor,
ne göğe çıkabiliyor.
O.T.
1K Followers 740 FollowingMimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi || MA ||
Esatir ve Hüseyin Rahmiperver, yeni edebiyata müteallik kıvrık yazı okur ve çalışır.
1K Followers 883 FollowingYazar, Av. Doç. Dr. Ph.D.@Galatasaray_Uni, Alelade Bir Cinayet, A.P.T.M., Dipsiz Göl @EverestKitap Şapkamın İçindeki Kıraathane @canyayinlari
15K Followers 1K FollowingHacettepe Tıp 1985, TUS+ psikiyatr, psikanalitik terapi 532-6263210 Paylaşılan bilgiler tedavi önerisi değildir. Hekiminize danışmadan tedavinizi değiştirmeyin.